Hosgeldınız Üye Ol Valla Bırakmam ((= Üye Olmak İçinTıklayınız
Sitemize Hos Geldiniz.


Şişli Talatpasa

Ders-calisma-yontemleri

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI

 AMAÇ BELİRLEMEK NEDEN ÖNEMLİDİR

 

Başarılı bir hayat “uyumlu ve doyumlu” yaşanan bir hayattır. Geçmişte başarı için, aynı öneriyi içeren bir tek reçete sunulurdu. “Çalışmak, çalışmak ve gene çalışmak”. Veya “çok çalışmak”. Oysa çağdaş başarı kavramı içinde “çok çalışmak” yerini “etkili çalışma”ya terk etmiştir.

“Etkili çalışmak”, zamanı belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. “Etkili çalışma” programı içinde eğlenmeye, dinlenmeye, aileye, sevdiklerine zaman ayırmaya ve hobilere daima yer vardır.

Başarılı olabilmek için mutlaka amacın açık ve net bir tanımının yapılmış olması, kişinin buna inanması ve bu amaca yönelik yıllık, aylık ve haftalık programların düzenlenmesi ön şartlardır. Günlük ve haftalık program içinde amacına zaman ayırmayan kişi “amaç sahibi” değil, “hayal sahibi” bir kişidir. Unutmamak gerekir ki, amaçlar davranışları başlatır, sonuçlarda bu davranışları sürdürür.

Amacını açık ve net olarak tanımlayan kişinin bunu düşünmesi yetmez. Eğer amacınız bilgisayar mühendisi olmaksa, çalışma masanızın karşısına bir kartona “ben bilgisayar mühendisi olacağım” diye yazarak asmak yararlıdır. Böyle bir tutum, insanın hayallere dalmasını önlemesi ve boş zaman etkinliklerini planlaması açısından çok yerinde olur. Böyle bir yaklaşımın dayandığı temeller “amaçların ve önceliklerin belirlenmesi” ve “zamanı düzenlemek ve program yapmak” bölümlerinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Unutmamak gerekir ki, başarılı bir insan, belirlediği amaçlarına belirli bir zaman dilimi içinde ulaşmış olan kişidir.

 

       

                                        

                                        Kişi amacını belirlemeli, belirlediği amacına

                                        Ulaşacağına inanarak çalışmalıdır.

                                        Her insan inandığı amacına ulaşamayabilir,

                                        Fakat amaçlarına ulaşanlar mutlaka inananlar

                                        Arasından çıkar.     

 

 

 

                                                          

 

BAŞARI PROGRAMLA GERÇEKLEŞİR

 

Başarı, birey için anlamlı olan amaçların yapılmış olan günlük programlarla adım adım gerçekleşmesidir. Belirlenmiş “kişisel amaçlar” olmadan başarılı olmak mümkün değildir. Herkes istiyor diye, herkesin amaçladığını istemek, gerçekten bir amaç sahibi olmak demek değildir. “Genel amaçlar” peşinde olmak, hem insanın enerji ve gayretini yoğunlaştırmasını engeller, hem de ulaşıldığında insanı mutlu etmez.

Amacını açık-seçik belirlememiş bir kişi dümeni olmayan bir gemiye benzer. Gemi sürekli yol alır, içindekiler çalıştıklarını zanneder ancak geminin akıbeti şansa ve kadere kalmıştır. Böyle bir gemi kayalara çarparak parçalanabileceği gibi, hiç ilgisiz bir limana da gidebilir.

Bütün başarılı işletme ve kurumlar amaçlarını belirlemek ve bu amaçların nasıl gerçekleşeceği konusunda plan yapmak için zaman ve enerji harcarlar. Ancak gözlemlerimiz çok az sayıda insanın bunu yaptığı yolundadır. Fakat hayatta başarıya ulaşmış bütün insanlar amaçlarını saptamış ve bu amaca yönelik bir plan yapmış olanlar arasından çıkar.

 

BAŞARIYA ULAŞMAK İÇİN

Başarı değişken bir kavram olduğu için genel-geçer bir tanımını yapmak mümkün değildir. Ancak başarı genel bir çerçeve içinde “uyumlu ve doyumlu” yaşamak olarak tanımlanabilir.

Başarılı olmak için çok çalışmak değil, etkili çalışmak gereklidir. Etkili çalışmak ise zamanı, belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Başarılı olmak için amacın açık ve net bir tanımının yapılmış olması ve bu amaca yönelik yıllık, aylık ve haftalık programların yapılması temel şarttır. Çeşitli ölçüler kullanılarak başarılı oldukları belirlenmiş kişiler üzerinde yapılan araştırmalar başarılı kişilerin şu özelliklere sahip olduklarını ortaya koymuştur.

Kendini Tanıma Özelliği:

Başarılı olan insanlar, becerilerinin, ilgilerinin ve sınırlarının farkında olan insanlardır. Böylece ilgi duymadıkları bir alana yönelmedikleri gibi, kendilerini “yeterli” hissettikleri alanlardan da en “iyi” olduklarına yönelirler. Böyle bir tutum, herhangi bir işi, “başladık bir kere...” diye sürdürmenin : “ne yapalım, önümüze bu iş çıktı...” diye bağlanmanın tam tersi durumdur. Çağdaş başarı da, uygarlık gibi seçici olmakla ve nüansların hakkını vermekle mümkündür.

İlgi duyduğu alanda, becerebileceğine yönelen kişinin kendisine saygı duyar ve kendinden hoşnut olur. Kendilerinden memnun olan insanlar, iyi sonuçlar yaratırlar.

 

Durumunu Değerlendirme Özelliği:

Bu kimseler güçlerinin, niteliklerinin ve yeteneklerinin sınırlarını bilen ve sahip oldukları imkanlardan haberdar olan insanlardır.

 

Zamanı İyi Kullanma Özelliği:

Birçok kimsenin şikayet ettiği gibi, zaman “çok hızlı” değil, sabit bir hızla geçer. Başarılı ve başarısız insanlara eşit ve demokratik olarak verilmiş tek şey zamandır. Herkesin günü 24 saat, haftası 7, ayı 30 gündür.

Başarılı olanlar zamanlarını kendi seçtikleri amaçlar doğrultusunda planlı ve düzenli olarak kullananlardır. Başarılı insanlar, önemli olanla önemsiz olanı birbirinden ayırır, zamanlarını daha az önemli işler ve ayrıntılar ile değil, “olmazsa olmaz” niteliğindeki öncelikli işlerden başlayarak kullanırlar.

 

Amacı Belirleme Özelliği:

Amaç, belirli bir zaman dilimi içinde ulaşılması istenen noktadır. Bunun için

-daha önce de belirtildiği gibi- amacın açık ve kesin olarak tanımlanması ve bunun yazıya geçirilmesi gerekir. Ayrıca bu amaca giden yolun bölümlere ayrılması ve belirli zaman dilimleri içinde ne kadar mesafe geçildiğine bakılması yararlıdır. Bu değerlendirme sırasında sebepler ve mazeretler üzerinde değil, somut sonuçlar üzerinde durmak gerekir.

 

Dinleme ve gözleme özelliği:

Etkili konuşmak hiç şüphesiz çok önemli bir niteliktir. Ancak dinleyecek ve müdahale etmeden sükunetle gözleyecek sabra sahip olmak, kişiye birçok durumda etkili konuşmaktan daha önemli avantajlar sağlar.

Dinlemek ve gözlemek, sorulacak birçok sorunun cevabının kendiliğinden ortaya çıkmasına yardımcı olduğu gibi, olayların doğal akışının bozulmamasına ve böylece edinilecek bilginin gerçeğe daha yakın olmasına imkan verir.

 

Susmasını bilme özelliği:

Bu özellik dinlemek ve gözlemekle birçok açıdan benzerlik gösterdiği halde bütünüyle aynı değildir.

Susmak, insanı sonradan pişman olacağı ve telafi etmek için çaba harcayacağı durumlardan kurtarır. Özellikle problem sırasında ve gerginliğin yaşandığı durumlarda, kişinin ağzından kaçırdıkları sebebiyle sonradan güç durumda kaldığı bilinir. Bir düşünürün söyledikleri bu konuya ışık tutmaktadır. “Söylediğim birçok söz yüzünden başım çok derde girmiştir, ancak şimdiye kadar söylemediğim herhangi bir söz sebebiyle pişmanlık duyduğumu hatırlamıyorum.

 

Yardım isteme özelliği:

Başarılı insanların önemli özelliklerinden birisi de gerekli olan yerde ve zamanda yardım istemeyi bilmeleridir. Çok basit ve doğal görüldüğü halde, yardım istemeye cesaret etmek, bunun yerini ve zamanını doğru olarak seçmek ve uygun kişiden yardım istemek gerçekten önemli bir niteliktir.

Bazı kimseler “yardım istemeden başarıya ulaşmayı” önemli bir meziyet olarak görürler. Bu kimselerin unuttukları nokta, başarının tek bir sabit nokta olmadığıdır. Yardım isteyen kişi yolunu kısaltır ve var olan enerji ve becerisini daha ileriye gitmek için kullanır. Bu sebeple yardım istemek ve hiç şüphesiz karşılığında çıkacak faturayı beklemek ve kabullenmek başarıya ulaşmış insanların ortak özelliklerinden biridir.

 

SEBEPLERİ DIŞINDA DEĞİL İÇİNDE ARAMAK

Başarılı olanlar şartlardan şikayet etmek, pişmanlık duymak ve hayıflanmak yerine önlerinde problemi nasıl çözeceklerine bakarlar. Dünyayı ve şartları değiştirmek yerine kendilerini değiştirmeye gayret ederler. Çünkü dış dünyayı değiştirmek için imkanlarımızın ve gücümüzün sınırlı olmasına karşılık, değişikliği kendimizde yapmak konusunda çok daha büyük bir şansa sahibiz. Bir başka ifadeyle başarılı insanlar sebepleri kendi dışlarında değil, kendi içlerinde ararlar ve sonucunu değiştiremeyecekleri durumları kabul edip, problemi çözecek yeni alternatif yollara yönelirler.

Başarılı olan insanlar benzer şartların benzer sonuçlar doğurmayacağını bilirler. Ancak cansız maddeler, laboratuvarda benzer şartlarda benzer sonuçları doğurur. Bunun insanlar için geçerli olduğunu sanmak son derece yanıltıcıdır. Böyle bir yaklaşım insanın iradesini ve yaratıcılığını yok sayar. Eğer bu doğru olsaydı, aynı mahalleden yetişen herkesin aynı ölçüde eğitim görmesi, aynı parayı kazanması, mutluluk ölçeğinde aynı noktada bulunması gerekirdi.

 

Kişi hayatla ilgili ne kadar çok sorumluluk alırsa ve hayatın kontrolünü elinde tutmak için çaba harcarsa, kendi etkinliği de o ölçüde artar, dolayısıyla şansın rolü azdır. Daha önce de belirtildiği gibi cehalet ve güçsüzlük şans ve kadere olan inancı artırır.

Kişiyi başarılı kılan en önemli faktörlerden biri, sorumluluk almasıdır. Sorumluluk almak, tek başına hareket ederek problemi çözecek güce sahip olduğuna inanmak ve hata yapmayı göze almak demektir.

 

DÜZENLİ BİR AİLE HAYATI

Başarı konusunda önemli faktörlerden bir tanesi de düzenli bir aile hayatıdır. Stres ölçeğinde insan hayatına en büyük yükü getiren 14 olayın 12 tanesi aile hayatıyla ilgilidir. Kişi uzlaşma içinde olduğu bir aile hayatı sürdürmüyorsa, sağlığını koruması ve enerjisini işine yönelterek yaratıcı ve başarılı olması mümkün değildir. Bu sebeple başarının temel şartlarından birinin uyumlu bir aile hayatı olduğunu söylemek son derece yerindedir.

 

EVRENSEL BİR BOYUT OLARAK BAŞARI

Çağdaş başarı kavramı içinde tek bir alanda kalıcı ürünler vermenin ötesinde, hayatın her alanına yayılan bir incelme vardır. Böyle bir incelmeye sanata ve edebiyata ilgi duymakla ulaşılır. Eğitimde bu etkinliklerde yer almayan kişi, belirli bir alanda nereye varırsa varsın, yüzeysellikten ve tekdüzelikten kurtulamaz. Bu sebeple çağdaş başarı iyi yemek, iyi müzik dinlemek, zamana ve edebiyata zaman ayırabilmekle gerçekleşir. Bu sayılanların maddi imkanlarla mümkün olabileceğini düşünmek doğru değildir. Örneğin, iyi yemekle kastedilen pahalı lokantadaki bir yemek olmayıp, öğle yemeğinde beyaz peynirin, temiz bir tabakta, ütülü ve kolalı örtülü bir masada, bir dal maydanozla süslenerek yenmesidir.

Yaşadığının anlamına varan ve yaşadığından zevk alan insan, çevresindekilere  karşı da hoşgörülüdür. Hoşgörü karşımızdaki kişiyi istediği gibi mutlu edebilmektir. Böyle bir yaklaşım, çevredeki insanları bizim istediğimiz gibi davranmaya isteklendirir. Çevreyle bu yönde ilişki kuran kişinin verimliliği artar, aldığı doyum yükselir.

 

 

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA PROGRAMI

 

Çalışmaya Başlamak: Çalışmak için oturan bir insanın dikkatini dağıtan faktörler ya çevreden gelir veya kişinin kendi zihninden kaynaklanır. Bu sebeple çalışma ortamının belirli özelliklere sahip olması öğrenmeyi kolaylaştırır ve çalışmak için ayrılan zamandan en üst düzeyde yarar sağlanmasına imkan verir.

Her ne kadar herkese tam anlamıyla uyan bir çalışma ortamı modeli ortaya konmasa da, çalışma odasının döşenme biçiminin ve içindeki eşyaların ilgi ve dikkati etkilediği bilinir. Aynı şekilde ses, başka insanların varlığı, radyo, televizyon ve el altında gazetelerin bulunmasının çalışmayı engellediği araştırmalarla ortaya konmuştur.

 

Çalışma Odası ve Masası:

ü   Eğer mümkünse çalışma odası özel olarak döşenmelidir. Çalışma masası pencerenin hemen yanında olmamalı, böylece çalışan kişinin yazın sıcaktan, kışın soğuktan etkilenmesi önlenmelidir.

ü   Gün ışığı tercihen karşıdan gelmeli, böylece çalışan kişinin gölgesi çalışma malzemesinin üstüne düşmemelidir.

ü   Çalışma odası iyi havalanmalıdır. Çünkü havadaki oksijenin azalması, gerginliğe yol açar ve bu durum da baş ağrısı gibi öğrenmeyi güçleştiren birçok etkinin doğmasına sebep olur.

 

Sandalye

ü   Bazı insanların çalışmaktan özellikle hoşlandıkları bir masaları ve sandalyeleri veya koltukları vardır. Sandalye veya koltuğun çok rahat olmaması daha yerindedir. Sandalye, çalışma odası için koltuktan daha uygun bir eşyadır. Çünkü koltuk fazla gevşemeye yol açarak öğrenmeyi güçleştirebilir. Sandalye seçiminde standart ölçülerin dışına çıkılabilir ve uygun yükseklik öğrencinin boyuna göre ayarlanabilir. Bu özellikle ilkokul çocukları için önem taşır. 

 

Sessizlik

ü   Çalışma odası sessiz olmalıdır. Gençler arasında yaygın tutum, “ders çalışırken müzik dinlemek”tir. Kendilerine sorulduğunda müzik dinlemelerinin çalışmalarına engel olmadığını, tam tersine daha kolay öğrendiklerini söylemektedirler.  

 

Ancak yapılan araştırmalar göstermektedir ki, insan beyni aynı anda birçok uyaranı alabilir ancak dikkatini bir tek noktaya odaklayabilir. Bir başka ifadeyle, öğrenmek için gerekli olan düzeyde dikkat ancak bir tek noktada toplanabilir. Bu sebeple insanın hem müzik dinleyip hem de ders çalışması mümkün değildir. İnsan ya müzik dinler ya ders çalışır.

 

Posterler

ü   Öğrenciye ait oda, onun egemenlik alanıdır. Oraya kimsenin karışmaması, çocuğun veya gencin bu odada bağımsızlığını rahat rahat yaşaması yerindedir. Bunun için de genç odasını istediği gibi düzenler, duvarlara istediği resim, afiş ve posterleri yapıştırır. Bu onun en doğal hakkıdır. Ancak bu durumun doğurduğu en önemli sakınca aynı ortamda ders çalışırken ortaya çıkmaktadır. Çünkü özellikle duvarlara asılı poster, afiş, resim gibi gencin zevkini, özlemlerini ve iç dünyasını yansıtan öğeler öğrenci kafasını kaldırdığı anda onu alıp hayal dünyasına götürür, dersten kopmasına sebep olur ve değerli zamanının ziyan olmasına yol açar. 

Bu sebeple ders çalışılan ortamın, insana mümkün olduğu kadar az çağrışım yaptıracak şekilde düzenlenmesinde yarar vardır. Bunun için de, gencin egemenlik alanı içindeki düzenlemeyi kendisinin gönüllü olarak yapması, yoğun çalışma dönemi geride kaldıktan sonra poster ve afişlerini dilediği gibi sergilemesi yararlıdır.

 

Çalışma Köşesi 

ü   Herkes bağımsız bir çalışma odasına sahip olacak kadar şanslı olmayabilir. O zaman da bir çalışma köşesi düzenlemek çok yerindedir. Çalışma köşesinin sahip olması gereken sıcaklık, ses, ışık gibi özellikler daha önce belirtilmişti. Burada üzerinde durulacak olan bir çalışma köşesinin sahip olması gereken asgari niteliklerdir.

ü   Bir çalışma köşesi üzerinde yazı yazılabilecek bir masa ve yanında çalışma sırasında el altında bulunması gerekli olan kitapların, notların, kağıtların, kalemlerin vb. malzemenin konabileceği bir ilave alandan oluşur.

ü   Bu konuda en önemli nokta çalışma köşesinde –daha farklı işlerde de kullanılıyorsa- çalışmaya başlarken mutlaka temel bir değişiklik yapılması gereğidir. Örneğin yemek masası çalışma masası olarak kullanılıyorsa, mutlaka örtüsü değiştirilmelidir. Mümkünse masanın yeri de değiştirilebilir ve üzerine bir çiçek koyulabilir; masanın örtüsünün değişmesiyle beraber bir de lamba eklenmesi de masanın artık farklı bir amaçla kullanılacağı konusunda “uyarıcı” rolü oynar.

Çalışma Masası Sadece Çalışmak İçindir

ü   Çalışmayı, çalışma için ayrılmış alanın dışına kaydırmamak yararlıdır. Bir başka odada çalışmak, koltuğa geçerek “tekrar yapmak” yerine, bütün bu faaliyetleri çalışma masasında ve sandalye üzerinde yapmakta yarar vardır.

ü   Eğer çalışma sırasında dikkatiniz dağılır, hayale dalarsanız yapılacak şey derhal çalışma masasını terk etmektir.

ü   Çalışma ortamına ait düzenlemelerin can alıcı noktası, belirli bir çalışma alanı ile çalışma davranışı arasında şartlı refleks türünden bir ilişki kurmaktır.

Genç bir insan hayal de kurar, çalışırken yorulur ve uykuya da dalar. Ancak bunları yatak, koltuk gibi ait oldukları yerlerde yapmak, sonra da tekrar çalışma ortamına dönmek, daha sonraki uygulamalarda çalışmak için ayrılan zamandan en iyi biçimde yararlanmayı mümkün kılar. Çünkü böyle bir alışkanlık kazanıldığı takdirde çalışma ortamına dönmek kendiliğinden çalışma davranışını başlatır. Bu durumda çalışma masasına oturmak, çalışmaya başlamak için “uyarıcı” görevi görür ve çalışmayı başlatır.

ü   Çalışma masasının her çalışmadan sonra düzenlenmesi, bir sonraki çalışmaya başlamayı kolaylaştırır. Dağınık bir masada çalışmaya başlamak zordur ve çalışma için ayrılmış değerli zamanın bir önceki çalışmadan kalan malzemeyle ilgili gereksiz ayrıntılara harcanmasına yol açar.

ü   Çalışmaya başlamadan önce, çalışma sırasında gerekecek her türlü malzemenin en altında bulundurulması son derece yararlıdır. Böylece çalışma başladıktan sonra ders başından kalkmayı gerektirecek kopmalar önlenmiş olur. Çalışmayı bıraktıktan sonra aynı noktadan çalışmaya başlamak mümkün değildir. Mutlaka zihnin uyumu için bir süreye ihtiyaç vardır. Bu sebeple kopmaları önleyecek tedbirleri önceden almak verimi yükseltir.

 

 

ÇALIŞMAYI SÜRDÜRMEK

 

Zihnin Dağılmasına Yol Açan Sebepler:

Zihnin dağılmasına yol açan iç sebepler;

Hayal kurmak ve endişelere kapılmaktır.

Hayal kurmak çalışmaya başlayan bir öğrencinin çalışmasını engelleyen ve en sık karşılaşılan durumdur.

Çalışmaya başladığınızda hayalleriniz sizi içine alıyor ve çalışmanızı engelliyorsa size iki farklı yol önereceğiz.

q   Birincisi böyle bir durumla karşılaştığınızda kurmak istediğiniz hayali kendinize bir ödül olarak verin. “Bu ders çalışma seansımı tamamladığım zaman, 10 dakika hayal kuracağım” deyin. Eğer iç disiplini kuvvetli bir öğrenciyseniz, çalışma motivasyonunuz artacaktır. Bu takdirde seansın sonunda kendinize hak ettiğiniz ödülünüzü zevkle verin ve hayalinizi zevkle kurun.

q   Ders çalışırken hayale dalarsanız ve bunu kendinize ödül olarak verecek şekilde erteleyemiyorsanız, ikinci önerimiz kurduğunuz hayale devam etmeniz ve bitirmenizdir. Hayalinizi bitirip doyuma ulaşın ve tekrar dersinize dönün. Bu hayallerin geri gelmesini önlemenin bir yoludur. Hayallerinizi birdenbire keserseniz, bir süre sonra onları düşünmeye başlamanız kaçınılmazdır. Bir çok kişi hayal kurma isteği ve hayal kurmanın pişmanlığı arasındaki ikilemden kendini kurtaramaz ve verimli çalışamaz. Siz öyle yapmayın. Hayalinizi tamamlayın ve dersinize dönün.

Bazı öğrenciler hayallerini sürdürdükleri ve hayallerine gömüldükleri zaman, bundan çıkamadıklarını ve dolayısıyla derse dönemediklerini söylemektedirler. Böyle durumlar için önereceğimiz yol şudur:

q   Beş-on dakika gibi makul bir süre sonra derse dönemediğinizi fark ederseniz, yeniden kalkın yürüyün, hafif müzik egzersiz hareketleri yapın, zihninizi ve havanızı değiştirin.

 

Endişeler

Zihnin dağılmasına yol açan bir başka sebep endişelerdir.

“Bu sınavda başarılı olabilecek miyim?”

“Ya başaramazsam, annemin-babamın yüzüne nasıl bakacağım?”

“Arkadaşlarım benden çok çalıştı, ben tam hazırlanamadım...”

“Bu iş olamayacak galiba...”

“Çalışacak bunca konu var, hiç zaman kalmadı. Mahvoldum, hapı yuttum”

 

 

Bunlar ve buna benzer düşünceler önemli bir sınava hazırlanan her öğrencinin zihnini meşgul eder. Bu tür endişelerle başa çıkma yolları dördüncü bölümde çeşitli yönleriyle ele alınıp incelenmekte ve çok yönlü başa çıkma yolları anlatılmaktadır.

Ancak bu noktada basite indirgenmiş bir formül olarak kendi kendinize şu soruları sormanızı öneririz:

“Bu düşünceler benim çalışmamı kolaylaştırıyor mu?”

“Bu düşünceler amacıma hizmet ediyor mu?”

“Bu düşünceler bana yardımcı oluyor mu?”

Bu sorulara verilecek cevap “Hayır” olduğuna göre, yapılacak olan bu düşüncelerden uzaklaşıp çalışmaya yönelmektir.

 

YATILI OKULLARDA EĞİTİM BAŞARISI DAHA YÜKSEKTİR

Yatılı okullarda başarı oranı gündüzlü okullardan daha yüksektir. Bunun üç sebebi vardır:

  • Düzenli ve programlı çalışma saatleri.
  • Etüd odalarının zihnin dağılmasına sebep olacak ve çalışmayı

            engelleyecek uyaranlardan arındırılmış olması.  

  • Sabah etüdleriyle sağlanan tekrar imkanı.

Okulda başarıyı yükseltmek için yapılacak olanların başında kendi çalışma şartlarınızı, yatılı okulların çalışma şartlarına yaklaştırmak gelir. Bu konuda atılacak birinci adım çalışma odanızı zihnin dağılmasına sebep olacak ve çalışmayı engelleyecek uyaranlardan arındırmaktır.

       Nedir bunlar?

 

Posterler:

Zihnin dağılmasına yol açarak ders çalışmayı engelleyen dış sebeplerin başında posterler gelir.

Bir erkek öğrenci düşünün. Odasında sevdiği takımın posteri asılı. Bu öğrencinin o postere bakıp, takımının bir önceki hafta yaptığı maçı, bir sonraki hafta yapacağı maçı düşünmemesi mümkün müdür?

Bu konuda bilgilendirdiğimiz gençlerin büyük çoğunluğu, bir haftalık uygulamadan sonra bize izlenimlerini bildirdiklerinde, bu görüşe katıldıklarını söylemişlerdir.

 

 

 

 

Yatarak Çalışmak :

Zihnin dağılmasına yol açan faktörlerden bir tanesi de yatarak ders çalışmaktır. Ne kadar iyi niyetle olursa olsun, “ders kitabını eline alıp şöyle uzanarak” ders çalışmak istemenin doğurduğu bir tek sonuç vardır. Uykuya dalmak veya çalışamayacak kadar gevşemek. Çünkü:

Uyku ve uyanıklıktan sorumlu anatomik yapılar beyin sapındadır. Kas geriminin belirli bir düzeyde olması ve kaslardan bu yapılara mesajların gitmesi uyanıklığı sağlar. Eğer kas gerimi belirli bir düzeyin altına düşerse, beyin sapına gönderilen mesajlar bu defa uykuyu başlatan maddelerin salgılanmasına yol açar. Böylece öğrenmek için gerekli dikkatin önşartı olan “uyanıklık”  bozulmuş olur.

Ders çalışmak için en uygun durum, çok yumuşak olmayan bir sandalyede dik olarak oturmak ve kolları bir masa veya sıraya yaslamaktır.

Yatarak ders çalışmak gibi, sıranın üzerine başını koyarak ders dinlemek de öğrenmeyi engelleyecek düzeyde gevşemeye yol açar.

 

Müzik Dinleyerek Çalışmak:

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, insan beyni aynı anda bir çok uyaranı alabilir ancak dikkatini bir tek noktaya odaklayabilir. Bir başka ifadeyle, öğrenmek için gerekli olan düzeyde dikkat ancak bir tek noktada toplanabilir. Bu sebeple insanın hem müzik dinleyip, hem de ders çalışması mümkün değildir.

 

İnsan ya müzik dinler, ya da ders çalışır.  

Ders çalışmaya çalışırken müzik dinlemek, zevkle müzik dinlenmenizi engeller. Gerçekte müzik dinlemek isteyip bu arada da ders çalışmaya çalışmak, müziğe ayırdığınız değerli vaktin ziyan olmasına yol açar. Bunun tersi de doğrudur. Ders çalışmaya ayırdığınız vakit içinde müzik dinlemek isterseniz, derse ayırdığınız değerli zamanı ziyan etmiş olursunuz.

Birçok öğrenci, “Ben çalışmaya koyulduğum zaman müziği duymuyorum” demektedir. Bu ifade yukarıda anlatılanın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca kişi dinlemediği halde geri planda devam eden müzik gerginlik ve yorgunluk yaratır, çalışma veriminin düşmesine yol açar.

Bu sebeple öğrencinin karar vermesi gerekir. Müzik mi dinlemek istiyorum, ders mi çalışmak istiyorum?

Bizim önerimiz ders çalışırken müzik dinlememek, müziği bir ödül olarak  kullanmaktır.

Grafik veya harita çizerken veya rutin bir ödev hazırlarken müzik dinlemekte bir sakınca yoktur.

 

Televizyon:

Yukarıda müzik için anlatılanların hepsi televizyon için de geçerlidir. Hem ders çalışmak, hem de arada bir televizyona kulak kabartmak mümkün değildir.

Sınava hazırlanan öğrenciler arasında en çok zaman kaybına neyin sebep olduğunu araştırdığımızda, listenin en başında rakipsiz olarak televizyon bulunduğunu gördük.

Televizyonun düğmesine basıncaya veya televizyonun bulunduğu odaya gidinceye kadar kontrol sizin elinizdedir. Televizyonun düğmesine bastığınız veya televizyonun açık bulunduğu odaya girdiğiniz andan itibaren kontrol sizin elinizden çıkar ve ekrandaki yakışıklı erkeğin, çekici ve güzel kadının, olayın akışındaki heyecanın kontrolüne girer. 

Bu sebeple sınavda başarılı olmak istiyorsanız, ders çalışmak için programladığınız süre içinde televizyondan uzak durun. Televizyonda mutlaka seyretmek istediğiniz bir program varsa, bunu günlük programınızın içine alın. Ancak hiçbir zaman televizyon ve ders çalışmayı bir araya getirmeyin.

Çalışma sırasında verdiğiniz aralar sırasında zamanınızı istediğiniz gibi değerlendirebilir, kendinize çeşitli ödüller verebilirsiniz. Ancak yukarıda anlatılan sebeplerden ötürü 10 dakika için televizyon seyretmek hiçbir zaman bu ödüllerden biri olmamalıdır.

 

Telefon:

Ders çalışmayı engelleyen dış sebeplerden biri de telefondur. Çalışırken aklına gelen bir şeyi söylemek veya dersle ilgili bir soruyu yöneltmek için telefon başına gitmek çok sık rastlanan bir durumdur.

Ders çalışma seansınızı tamamlamadan hiçbir şekilde kimseyi aramayın. Ders için bir şey dahi soracak olsanız bunu dinlenme aranıza erteleyin Telefonla konuşmayı kendinize ödül olarak koyun. Eğer bir arkadaşınız sizi ararsa, o takdirde ona kendisini dinlenme aralığınızda arayacağınızı söyleyin.

Biraz katı gibi gözükmesine rağmen bu yaklaşımın arkasındaki mantık şudur: Beni günlük programımı uygulamaktan hiçbir sebep alıkoyamaz. Günlük programımı uygulama sorumluluğu bana aittir.

Ders çalışırken en sık karşılaşılan isteklerden ikisi de bir şeyler yeme-içme ve gezinme isteğidir. Bu isteklerin hepsi aynı ihtiyaçtan doğar. Oturmak veya çalışmaktan kaynaklanan iç gerginliğini hafifletmek. Oysa yiyerek-içerek ve gezinerek sağlanan rahatlık, daha sonra günlük programı uygulayamamaktan kaynaklanan rahatsızlık altında kaybolup gidecektir.

Bu isteklerinizi erteleyin ve kendinize ödül olarak bunları verin. Çünkü ders çalışmanıza ara vermenize sebep olan her durum ve davranış çalışma programınızı uygulama kararınızla çelişiyor ve çalışmanızı engelliyor demektir.

 

 

HAYATINIZ KİMİN ELİNDE

Çalışmaya başlamak ve sürdürmek konusunda temel faktörlerden bir tanesi kişinin hayatıyla ilgili sorumluluk ve kararları almak konusundaki istekliliğidir.

Eğer hayatınızla ilgili sorumluluğu dış dünya ve olaylara  bırakırsanız, çalışmanızı ve başarınızı her zaman engelleyecek birçok sebebiniz olacaktır.

Bir gün anneniz veya babanız size duymak istemediğiniz bir söz söylemiş olduğu için çalışmak istemeyeceksiniz, bir başka gün öğretmeninizle aranızda istenmeyen bir diyalog olduğu için çalışmaya isteksiz olacaksınız, bir başka gün canınız sıkkın olduğu için, bir diğer gün hava içinizi kararttığı için, bir başka gün arkadaşlar size bir yere gitmeyi önerdiği için vb.. Bu listeyi her gün için birden çok sebeple doldurmak mümkündür.

Eğer hayatınızla ilgili sorumluluğun bütünüyle size ait olduğunu kabul ederseniz, o takdirde yukarıda sıralanan sebeplerin hiçbiri sizi günlük programınızı uygulamaktan alıkoyamaz.

Günlük programınızı engelleyecek sebepleri, aileden birinin ciddi ve ağır hastalığı, bir trafik kazası gibi çok istisna sayılacak durumlarla sınırlarsanız, her gün amacınıza doğru bir adım daha atmanın rahatlığını yaşarsınız.

ZAMANI DÜZENLEMEK VE PROGRAM YAPMAK

 

Gerek Çalışmaya başlamakta güçlük çekmenin, gerek zamandan yeterince yararlanmamanın en önemli sebebi; “önce ufak tefek, önemsiz konuları elemek ve daha sonra çalışmaya başlamak” isteğidir.

Başarıya ulaşmak zamanı etkili kullanmakla mümkündür. Bunun için önce, her gün yapılmak istenen her türlü etkinlik alt alta yazılmalıdır.

Bir tatil günü için örnek:

TV seyretmek

Spor yapmak

Gazete-dergi okumak

Arkadaşlarla buluşup gezmek

Ders çalışmak

Müzik dinlemek

Uyumak, dinlenmek

Bumdan sonraki adım, her faaliyetin kişisel olarak sizin için önem derecesini belirlemektir. Bu amaçla her satırın karşısına şu anlama gelecek şekilde A, B veya C diye bir harf koyun.

A - En yüksek önem (öncelik) derecesine sahip olanlar. “Olmazsa olmaz” grubu.

B - Orta derecede öneme (öncelik) sahip olanlar. “Olmalı” grubu.

C - Düşük önem (öncelik) derecesine sahip olanlar. “Olursa iyi olur” grubu.

 

Buna göre şöyle listeler elde etmek mümkündür.

 

                                 Ahmet’in          Ayşe’nin                Mehmet’in

                                    Listesi              Listesi                     Listesi

TV seyretmek                   B                        A                          A
Spor yapmak                    A                        C                          A
Gazete/dergi okumak                B                                C                                   C

Arkadaşlarla gezmek              C                        A                           A

Ders çalışmak                       A                        A                           C

Müzik Dinlemek                    C                        B                            B

Uyumak, dinlenmek              C                        B                            A

 

Hiç şüphesiz bu üç kişinin ve dolayısıyla herkesin programı birbirinden farklı olacaktır. Günlük programı hazırlarken ilk yapılacak olan programa önce A önem derecesine sahip olan maddeleri ve devam edecekleri süreyi yanlarına yazarak yerleştirmektir.

Daha sonra da B önem derecesine sahip olan maddeler yerleştirilir.

Eğer günlük programda zaman kalırsa, bu defa C önem derecesine sahip maddeler yazılabilir. C öncelik derecesine ait maddelere zaman yetmediği takdirde, bu madde veya maddeler program dışı kalacaktır.

Günlük program içinde yemekler, önceden görülmeyen durumlar için makul sarkma payları hazırlamak, uygulanma şansı olan gerçekçi bir program yapmak açısından yerinde bir tutumdur.

Buna göre Ahmet’in listesinin şöyle olması muhtemeldir:

8.30-10.00 Sabah istirahatı ve kahvaltı

10.00-10.50 Ders

11.00-11.40 Ders

12.00-15.00 Spor ve yemek

16.00-17.30 TV

18.00-18.40 Ders

18.50-19.30 Ders

20.00 Akşam yemeği ve ertesi güne hazırlık.

 

Mehmet’in listesinde ise TV seyretmek, uyumak- dinlenmek, arkadaşlarla buluşmak ve spor yapmak günlük programı dolduracağı için ders çalışmaya zaman yetmeyecek ve çalışma programın dışında kalacaktır.

 

 

 

Öğrenciler sık sık şöyle durumlarla da karşılaşırlar:

- TV seyretmek A (Önemli bir naklen yayın var)

- Arkadaşlarla buluşmak A (Önceden belirlenmiş randevu var)

- Ders çalışmak A (Ertesi gün sınav var)

- B ve C olarak değerlendirilmiş birkaç etkinlik.

Bütün A’ların günlük programa sığmasına imkan olmadığına göre yapılması gereken A’lar arasında bir seçim yapmaktır. Böyle bir seçim durumunda, hangi A’nın elenip, hangisinin kalacağı konusunda ölçü, hangi A’nın hayat amaçlarınıza hizmet edeceğidir.

“Bir yıl sonra ne yapmak istiyorum?” “Bir yıl sonra nereye varmış olmak, neleri elde etmiş olmak bana zevk verir?”

“On yıl sonra ne yapıyor olmaktan zevk duyarım?” “On yıl sonra hangi statüye sahip olmak beni mutlu kılar?”

Bu soruların cevapları sizin günlük programınızda, çok sayıda  A arasından yapmak zorunda kalacağınız seçimlere ışık tutacaktır.

Eğer 10 yıl sonra çok para kazanan ve tanınmış bir sporcu olmak istiyorsanız ve bu konuda gerçekten şansınız varsa, spora zaman ayırmaya öncelik verebilirsiniz.

Bir yıl sonra amaçladığınız okulda veya üniversitede bulunmak istiyorsanız, öncelik sıranızda ders çalışmak ve sınavlara hazırlanmak başı çekmelidir.                

ZAMAN KAYBINA YOL AÇANLAR

Gelecekte zamanı daha iyi kullanabilmek için, kişinin geçmişte zamanını nasıl ve hangi durumlarda ziyan ettiğini bilmesinde büyük yarar vardır.

 

Bunu için birkaç dakika zaman ayırarak aşağıdaki sorulara uygun karşılıklarını yazın.

 

Zaman Kaybına Yol Açan Olay

 

Tarih

 

Nerede

 

Kiminle

 

Neden

 

Kaybedilen zamanın miktarı (Ne kadar)

 

 

 

Bu değerlendirmeyi zamanı ziyan ettiğiniz duygusunu yaşadığınız her olaydan sonra yapın. Kendinize eleştirici bir yaklaşım getirmeye gayret edin. Örneğin: “Yapmış olduğun 20 dakikalık telefon konuşmasının, gerçekten 20 dakika sürmesi gerekiyor muydu gibi.

Birkaç gün süreyle bu notları aldığınız zaman büyük bir ihtimalle zaman kaybına sebep olayların bazı ortak özellikleri olduğunu göreceksiniz.

Yapılan araştırmalara göre öğrencilerin “Zaman kaybına yol açan olan olaylar“ listesinde en sık rastlanan beş sebep şunlardır:

Televizyon

Derse çalışmaya başlayamamak (gezinmek, gereksiz işler yapmak)

Telefon görüşmeleri

Hayal kurmak

Endişelenmek

“Zaman tablosu” kullanarak, zamanın sizi kontrol altına almasını önleyerek, sizin zamanı kontrol etmeniz mümkün olur.

Zamanınızı düzenleyebilmeniz için önerilerimiz.

* Öncelikle kendinize ayların görüldüğü bir duvar takvimi edinin.

* Hangi günler ders çalışmaya zaman ayıramayacağınızı bir yere yazın. Örneğin:

- Bayram günleri,

- Özel günler,

- Sizin, ailenizin, arkadaşlarınızın  doğum günleri

- Okul tatilleri ..  gibi.

- Belirlemiş olduğunuz ders çalışamayacağınız günleri takvimde işaretleyin

- Kendinize haftalık takvim hazırlayın. Bir hafta kendinizi gözleyin; hangi saatler ders çalışıyorsunuz, en verimli çalışma saatleriniz ne zamandır (sabah erkenden, gece geç vakit, okul dönüşü..) diğer etkinliklerinize ne kadar zaman ayırıyorsunuz, yapılması gereken işler ne kadar zamanınızı alıyor; ulaşım, yemek araları, uyku sürelerinizi saptayın. Tüm bunları başlayış ve bitiş süreleriyle hazırlamış olduğunuz deneme niteliğindeki takviminize işaretleyin.

Şimdi kendinize uygun olarak verimli çalışmanızı gerçekleştirebileceğiniz ders çalışma programı yapabilirsiniz.

* Sınav tarihlerini, ödevlerinizi teslim etmeniz gereken tarihleri önceden bilin.

* O hafta hangi derslere çalışacağınıza ve onlara ne kadar çalışma süresi ayıracağınıza karar verin. Her ders için çalışma süreleri farklı olabilir. İlk hafta her ders için bir deneme süresi saptayın.

O süre sonraki haftalarda değişebilir. O derse belki düşündüğünüzden daha fazla veya daha az zaman ayırmak durumunda kalabilirsiniz.

* Çalışmayı planladığınız derslerinizi, başlayış ve bitiş sürelerini de belirterek takviminize yazın.

* Aralıklı ders çalışmanın en verimli çalışma yöntemi olduğunu bilerek kendinize her ders çalışma süresinin sonunda dinlenmek veya başka etkinlikler için zaman ayırın.

* Çalışma süreleri arasında verdiğiniz bu araları kendinize ödül olarak düşünün. Çünkü belirlediğiniz hedefe (ders çalışmak) ulaştığınızda, ödülü hak edersiniz (televizyon seyretmek, müzik dinlemek, çay, içmek... gibi).

* Günlük programınızda şu madde ve etkinlikler yer almalıdır:

   - Uykudan uyandığınız saat,

   - Kahvaltının bitiş saati,

   - Okula gidiş-geliş saatiniz,  

- Ulaşımda geçen süre,

- Yemek için verilen aralar,

- Öğrenme için ayırdığınız süre (başlayış ve bitiş saatleriyle),

- Dinlenme, gezme, spor TV seyretmek, arkadaşlarla beraber olmak için belirlenen süreler,

- Tekrar yapmak için ayrılan süreler,

- Ev ödevlerine ayrılan süre,

- Uykuda geçen süre.

 Bu programı yaparken öğrenmek için ayırdığınız zamanın sizin için en verimli ders çalışma zamanı olmasına özen gösterin. 

 

* Düzenlemiş olduğunuz zaman tablonuzu çalışma masanızda bulundurun veya duvarınıza asın.

* Zaman tablonuzda çalışma sürelerini, diğer etkinliklere ayrılan değişik renkte kalemler kullanarak gösterin.

* Hafta sonunda programınızı gözden geçirin.

* Eğer çalışma programınızı gerçekleştirmişseniz kendinize büyük bir ödül verin. (Hafta sonu sinemaya, tiyatroya gitmek, maça gitmek, arkadaşlarla bir kafeteryaya gitmek... gibi) ve bir sonraki hafta için programınızı hazırlayın. Eğer yeterince ders çalışmamışsanız, haftalık programınızı gerçekten yerine getirebileceğiniz şekilde yeniden düzenleyin.

HAFIZA VE UNUTMA

Hafıza hiç şüphesiz insanın sahip olduğu en önemli hazinelerden biridir. Hafıza olmaksızın ne tecrübelerden ders çıkartmak söz konusu olabilirdi ne de insanı diğer canlılardan ayıran gelişmeler olabilirdi.

Hafıza çok sayıda araştırmaya konu olmuş olmakla beraber, sırları henüz tam anlamıyla çözülmüş değildir. Bildiğimiz bir şeyi hatırlamayabileceğimiz gibi, hatırlayamadığımız herhangi bir bilgi de, onu bilmediğimiz anlamına gelmez.

 

Hafıza ve Tekrarlama

Öğrendikten hemen sonra hafızanın ulaştığı yüksek noktada, uygun ve düzenli tekrarların yapılması, hatırlama miktarını en yüksek düzeyde tutmaya imkan verir. Bunu sağlamak için, hatırlanan miktarın hemen düşmeye başlayacağı noktada düzenli tekrarlardan oluşan bir programın uygulanması gerekir. Örneğin ilk tekrar 20-40 dakikalık bir öğrenme seansının sonunda yapılmalı ve 10 dakika sürmelidir. Bu tekrar hatırlanan miktarın bir gün daha aynı düzeyde kalmasını sağlar ve 2-4 dakika sürecek ikinci tekrar yaklaşık 24 saat sonra yapılmalıdır. Bundan sonra bilgi hafızada bir hafta kadar saklanır ve 2 dakikalık üçüncü tekrarın yapılması gerekir. Dördüncü tekrar bir ay sonra bir ay sonra 2-4 dakikalık bir süreyle yapıldıktan sonra bilgiler uzun süreli hafızada son derece kuvvetli bir biçimde yerleştirilmiş olur.

Böyle düzenli tekrarlarla pekiştirilmiş bir bilgi kişisel telefon numarası kadar sağlamdır ve yeniden ortaya çıkartmak için küçük bir ipucu yeterlidir.

Matematik ve fen derslerinde problem çözerken, çözüme ulaşıncaya kadar ara vermeden devam etmek gerekir.

Öğrenme sırasında not tutulmuşsa, ilk tekrar notların gözden geçirilerek tamamlanması şeklinde yapılabilir. Daha sonraki tekrarlar ise şöyle yapılmalıdır. Bir kağıda, hiçbir yere bakmaksızın hatırlananların hepsi yazılmalı ve daha sonra son şekli verilmiş notlarla karşılaştırılarak eksikleri tamamlanmalıdır.

Sistemli tekrarların en önemli özelliği öğrenme, düşünme ve hatırlama konusundaki birikim sağlayıcı etkisidir. Düzenli tekrar yapmayan bir insan, öğrenmek için harcadığı gayreti ziyan eder ve kendisini zora sokar.

Her defasında öğrenilecek olan bilgi, daha önce öğrenilmiş olanlar çok az hatırlandığı ve bağlantılar kaybedildiği için, sanki yeni bir bilgiymiş gibi yeniden öğrenilmek zorunda kalınır.

Bu durum, öğrenilecek yeni malzemenin hiçbir zaman anlaşılabileceği kadar anlaşılamaması sebebiyle bir taraftan öğrenmek için harcanan zamanın kaybına, diğer taraftan da öğrenmek için yeniden zaman ayırmak zorunluluğuna sebep olur. Sürekli olarak tekrarlanarak bir kısır döngü haline gelen bu durum, öğrenme isteğinin kırılmasına ve öğrenmek konusunda genel bir umutsuzluğa yol açar. Çünkü her defasında öğrenilen yeni malzeme unutulur ve her defasında bu bilgileri yeniden edinmek çok daha sıkıcı gelir. Bütün bunların sonucu da, birçok kişinin okul yıllarını tamamladıktan sonra bir daha hayatlarında ellerine kitap almamalarıdır.

Tekrar yapmamanın önemli bir başka sakıncası da genel hafıza konusunda görülür. Kazanılan birçok yeni bilgi kaybedildiği takdirde bu bilgiye dayanarak yeni bağlantılar kurmak ve dolayısıyla yeni ve yaratıcı fikirler geliştirmek mümkün olmayacaktır. Hafıza beyindeki hücreler arasında bağlantıların kurulması esası üzerine çalışır. Her yeni bilgi hafızadaki hücreler arasında protein zincirlerinden oluşan bağlantılar kurulması demektir. Hafıza deposunda ne kadar az malzeme varsa, yeni bilgilerle bağlantılar yapılması ve bunların kayda geçmesi de o kadar az mümkündür.

Buna karşılık düzenli tekrarlar yapan birinin avantajları çok büyüktür. Böyle bir kişi var olan bilgisini ne ölçüde koruyabilirse, gelen yeni bilgiyi kapma, yönlendirme ve kullanma miktarı da o ölçüde daha fazla olacaktır. Düzenli tekrarlar yapan biri çalışırken hafızasındaki geniş bilgi birikimi sayesinde yeni bilgileri çok daha özümler. Bu durum bir tepeden aşağı yuvarlanan kartopuna benzetilebilir. Kartopu aşağı yuvarlandıkça büyür, büyüdükçe aratan kütlesi sebebiyle yuvarlanma hızı artar.

Gerçek çalışma programını yaparken, gerek tekrar programını yaparken arka arkaya gelecek derslerin mümkün olduğu ölçüde birbirinden farklı olmasında yarar vardır. Felsefe, sosyoloji ve matematik, fizik gibi kavramları açısından birbirine benzeyen derslerin arka arkaya konması öğrenmeyi zorlaştırır.  

Öğrenme üzerinde en az bozucu etki yapan etkinlik uykudur. Bu sebeple bir öğrenci yatmadan önce 10 dakika süreyle o gün çalıştığı dersleri tekrarlayarak uykuya geçer ve sabahleyin de güne bir gece önce yapmış olduğu 10 dakikalık tekrarı yaparak başlarsa, çalıştıklarını “korumak” açısından çok önemli bir avantaj sağlamış olur.

Böyle bir uygulama özellikle sınavlara hazırlık açısından büyük önem taşımaktadır.

Hatırlama konusunda üç altın kural vardır:

Birincisi: Çalışma seansının süresi 20-40 dakikadır ve bu sürenin sonunda ne kadar hatırlandığının  sınanması gerekir.

İkincisi: 20-40 dakikalık çalışma ve 10 dakikalık tekrar dönemini mutlaka 10 dakikalık bir dinlenme izlemelidir.

Üçüncüsü: Dinleme sırasında kendinize bir ödül verin. Çünkü bunu hak ettiniz.

 

Öğrenmek için en iyi yöntem çalışmak, sınamak ve dinlenmektir.

 

SINAVA HAZIRLIK VE GEREKENLERİ YERİNE GETİRME

 

Sınavlarda başarılın olmanın ilk şartı, o derse veya konuya ne kadar zaman ayrıldığı ve ders başında ne kadar zaman geçirildiği değil, ne kadar tekrar yapıldığıdır.

 

Sınava Hazırlananlar İçin Birinci Adım

 

ü  Uzun süreli hazırlanmayı gerektiren sınavlar için son altı haftayı içine alan zaman planlaması ve programı yapın.

ü  Bu amaçla son altı haftalık ve saatlere bölünmüş günlük programlar halinde düzenlemek yerinde olur. Böylece her günün bir programı olduğu gibi, her dersin ve konunun da ne zaman ele alınacağını gösteren kesin program elde edilir.

ü  Bu üç tip programla her günkü gelişmenizi gözleyin ve daha ne kadar yol almanız gerektiğini izleyin. Bir planlamanın içinde her saatin değeri vardır.

 

İkinci Adım

ü  Öğrenilecek ders malzemesini kalan zamana göre makul şekilde bölün.

 

Sistemli Tekrar Programı

ü  Saptadığınız hedefler çalışmanız gereken malzemenin miktarına ve zorluk derecesine bağlı olarak değişecektir. İlk tekrarın daha sonraki tekrarlardan daha fazla zaman alacağını hesaba katın. Beş veya altıncı tekrar sınavdan bir önceki gün, sadece bir saat dolayında zaman kalacaktır.

ü  Birinci tekrar için zaman aralıklarını organize ettikten sonra, her ders için amaçları saptayın. Her konu için fikir sahibi olabilmek amacıyla, konunun plan ve dökümüne göz atın. Konuyu anlamlı parçalara bölün. Bu bölümleme günlük çalışmalarınız sırasında ara hedefleriniz olacaktır. Ne yapmak niyetinde olduğunuzu bilmeniz ve niyetlendiğiniz her konuda ne kadar zaman harcayacağınızın farkında olmanız büyük önem taşır.

OKUL İÇİNDEKİ SINAVLARA HAZIRLANANLAR İÇİN:

Birinci Adım

v  Okul içindeki günlük sınavlarda da başarılı olmak konusunda temel şart düzenli tekrardır. Çünkü başarmak için ölçü, kitap başında çok zaman geçirmek değil, bilgi kendine mal etmektir.

v  Tekrarlarınızı ders çalıştığınız yerde yapın. Böylece öğrenme ile öğrenme mekanı arasındaki ilişkiyi pekiştirmiş olursunuz. En önemlisi zihninizin dağılmasını önlemiş olursunuz.

v  Öğrenme üzerinde en az bozucu etki yapan etkinlik “uyku” dur. Bu sebeple sınavdan önceki gece yatmadan önce hızlı bir tekrar yapın. Sabah kalktıktan sonra ve kahvaltıdan önce bir kere daha tekrar yaparsanız bilgiyi hafızanıza iyice yerleştirmiş olursunuz. Böylece rüyalı uyku sırasında salgılanan bazı maddelerin yeni öğrendiğiniz bilgiyi pekiştirmesine imkan vermiş ve eğitim başarınızı köklü olarak yükseltmiş olursunuz.

 

İkinci Adım

v  Tekrarlarınızı notlarınızdan yapın. Eğer derslerde not tuttuysanız ve bunları yeniden yazdıysanız işiniz bir hayli kolaylaşmış demektir.

v  Eğer not tutmadıysanız, ilk tekrar sırasında not çıkartarak çalışın ve sonraki tekrarlarınızı bu notlardan yapın. Kitabınızı çizerek, renkli kalemlerle boyayarak tekrar yapmak da dar zamanda uygulanabilecek, önceliklerle kıyaslanmasa da, verimli bir yoldur.

 

Notlarda Bulunması Gerekenler

v  Kitapta her yazanı not olarak çıkartmaktan veya öğretmenin her söylediğini not etmekten kaçının.

v  Notlarınızdaki birinci ve ikinci önem derecesine sahip olan bilgileri ayırmak için bir işaretleme sistemi kullanın. (Örneğin renkli kalemlerle farklı renklerde çizmek gibi).

v  Notlarınızda şunlar olmalıdır: Tanımlamalar, benzerlik ve ayrılıklar, isimler ve örnekler.

v  Sosyal derslerin çok sayıda tekrar yaparak ve anlatarak; fen derslerinin ve matematiğin bol problem çözerek öğrenileceğini akıldan çıkartmayın. Fen derslerinin anlatıma ve prensiplere dayanan bölümünün de ancak çok sayıda tekrarla öğrenileceğini unutmayın.

 v  Bir problemin çözüm yolunu bilmek, o problemi çözebilecek olmak anlamına gelmez. Aynı prensibin tekrarlandığı çok sayıda problem çözmek başarı için vazgeçilmez şarttır.

 

BÜTÜN SINAVLAR İÇİN GEÇERLİ KURAL

“GİRECEĞİNİZ SINAVI TANIYIN”

  • Okul içinde ders öğretmeninin hazırladığı sınavlarda, öğretmenin kaç soru sorduğunu, ne tür bilgileri istediğini araştırın. Bazı öğretmenler sorulara kısa ve ayrıntılardan arınmış cevaplar, bazıları ayrıntılara kadar inilmiş cevaplar isterler.
  • Soruların puan ağırlıklarını bilin ve yazmaya başlamadan önce cevaplayacağınız sırayı ve bunlara ayırdığınız süreyi belirleyin.
  • Gireceğiniz sınavın bütünüyle benzerinin bir provasını yapın. Eğer 20-40 dakikalık bir sınava gireceksiniz, kendi kendinize muhtemel sorulardan oluşan ve bu süreyi içine alan bir deneme sınavı yapın.
  • Sizi bekleyen bir giriş sınavı ise, sınav süresini tam olarak temsil eden en az iki deneme sınavına mutlaka katılın. Bunun için özel dershanelerin veya başka kurumların yaptıkları sınavları –öğrencileri olmayacaksanız bile- antrenman amacıyla kullanın.
  • Sınava hazırlanırken veya sınav sırasında aklınıza “başarılı olamayacağınız”, “başkalarının  sizden daha iyi çalıştığı”, “önceki bir başka sınavda daha çok çalıştığınız halde başarılı olmadığınız” gibi düşünceler gelebilir. Böyle durumlarda kendi kendinize şu soruları sorun: “Bu düşünce biçiminin bana faydası var mı?”, “Bu düşünce biçimi benim ders çalışmamı kolaylaştırıyor mu?”. Bu sorulara “hayır” diyorsanız, bu düşünceleri bir yana bırakın ve çalışmaya devam edin.
  • Sınav başlamadan önce kendinizi heyecanlı ve fazla gergin hissediyorsanız sınıf içinde veya koridorda yürüyüş yapın.

 

TEKRARLAMA İÇİN ZAMAN ÇİZELGESİNİN ANA HATLARI

 

  • Zaman çizelgesini sınavlar başlamadan sekiz hafta önce hazırlayın.
  • Zaman çizelgesini altı hafta önceden başlatın.
  • Her dersi konularına ayırın, her ders için bir konu kontrol listesi yapın; bunu ders çalıştığınız bir yere yapıştırın.
  • Tekrarlanan her konunun yanına bir çarpı işareti koyun. Bu ilerleyişinizi gösterir.
  • Zamanı her biri yaklaşık bir saat olan üç oturuma ayırın.

 

  • Yirmi-kırk dakika çalışın, kendinizi sınayın, on dakika dinlenin.
  • İlk iki hafta için zaman çizelgesini oluşturun, daha sonra geri kalan dört haftayı, zaman çizelgesinin gerçekçi olup olmadığına göre kontrol ettikten sonra doldurun.
  • Sosyal etkinlikleri çizelgeye koyun; hoşlanılan faaliyetler ve ödüller için plan yapın.
  • Her geceye başka ders alanı koyun.
  • Daha ilginç olan dersleri kayırmamaya dikkat edin ve size zor ya da sıkıcı gelen derslere sıkı sarılın.
  • Sınavdan önceki akşam sadece hafif bir tekrar yapın ve geç saatlere kadar oturmayın.

 SINAV KAYGISIYLA BAŞAÇIKMA

 

İster koleje veya Üniversiteye giriş gibi uzun süreli ve önemli bir sınava hazırlık döneminde, ister yıl içindeki olağan eğitim döneminde olsun, her öğrenci zaman zaman sorumluluklarının üzerine yığıldığını hisseder.

Hazırlanması gereken derslerin birikip ağırlaşması, sizden beklenenlerin fazlalığı ve bütün bunları nasıl yapacağınızı bilememeniz büyük bir yük oluşturur ve bu da zamanla bıkkınlık verir. Herkesin dönem dönem yaşadığı bu usanma ve karamsarlık duygusu son derece normaldir. Gereksiz olan bu duygular karşısında ümitsizliğe kapılmak, kendinizi çaresiz ve güçsüz hissederek çalışmayı ve mücadeleyi bırakmaktır.

Gelişme döneminin kendine özgü bedensel ve hormonal değişimlerinin de etkisiyle bazen bu duygular başınızın üzerinde bir kara bulut gibi dolaşır ve nereye gitseniz sizi izler.

Sınav kaygısı gerçekten bu kadar önemli midir? Bu sorulara cevap olacak bir araştırmanın sonuçları aşağıdadır:

 

1985-86 yılında MEF Rehberlik ve Araştırma Servisi’nin 5212 MEF öğrencisi üzerinde yaptığı bir araştırma  son derece şaşırtıcı bir sonuç vermiştir. Araştırma sonucuna göre, üniversite giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin kaygı düzeyi, genel cerrahi hastalarının kaygı düzeyinden çok daha yüksek bulunmuştur.

Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka gerçek de, kız öğrencilerin erkeklerden daha yüksek kaygılı olduklarıydı. Bu sonuç, araştırmacılar tarafından kızlara okumak için verilen şansın erkeklerden daha az olduğu yönünde yorumlanmıştı.

 

Şimdi gelelim sınav stresiyle nasıl başaçıkılabileceğine. Sınav kaygısıyla başaçıkmak bedensel, zihinsel ve davranış düzeyindeki düzenleme ve çabaları gerektirir. 

 

GEVŞEMENİN ÖĞRENİLMESİ

Bütün stres azaltma tekniklerinin son amacı, stresin yol açtığı istenmeyen sonuçları tersine çevirmek böylece stresin olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Gevşeme cevabının öğrenilmesi ile, bedende stres sırasında ortaya çıkan durumun “tam tersi” ortaya çıkar.

Stres tepkisi sırasında beden kimyasında değişiklikler meydana gelir ve bazı kimyasal maddeler salgılanır. Gevşeme cevabının öğrenilmesi ve uygulanmasıyla stres sırasında ortaya çıkan kimyasal maddeler kaybolur. Bu maddeler özellikleri gereği gevşeme cevabıyla aynı zamanda var olamazlar. Bir başka biçimde ifade edersek, bedende aynı zamanda hem gerginliğin, hem de gevşemenin beden kimyası birlikte olamaz. Bu sebeple insan eğer stresi yaşıyorsa bedende ona ait beden kimyası, gevşemeyi yaşıyorsa ona ait beden kimyası egemendir.

Bedensel olarak gevşemiş bir insan, ruhsal olarak sakin ve huzurludur. Bedensel olarak gergin bir insan ruhsal olarak endişeli ve sıkıntılıdır. Bir insan aynı anda hem gergin, hem gevşek olamayacağına göre gevşemiş bir insanın endişeli ve sıkıntılı, veya gergin bir insanın sakin ve huzurlu olması mümkün değildir.

Solunum Kontrolü ve Nefes Egzersizleri:

Bedeni kontrol etme yolundaki çabaların ilk adımı solunumu kontrol etmektir. Çünkü solunum bir yönüyle, istediğimiz zaman nefes aldığımız, istediğimiz zaman nefesimizi tuttuğumuz için, irademizle yönlendirdiğimiz bir faaliyettir. Doğru ve derin nefes almayı öğrenmek, gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.

İyi nefes ağır, derin ve sessiz olmalıdır. Bunun için de denge, ölçü ve uyum gerekir. İyi bir nefes almak iyi nefes vermekle başlar. İyi bir nefes, yavaş olarak burundan alınır, sessiz olur ve akciğerin bütününü doldurarak diyaframı aşağı iter. İyi nefes, alındığının iki katı sürede verilir.

Bedendeki oksijen miktarının artması ve bu oksijenin en uç ve derin dokulara kadar ulaşması, stres sırasında ortaya çıkan maddelerin azalmasına ve kaybolmasına sebep olduğu için, kişiyi sakinleştirir ve duygusal açıdan daha dengeli kılar.

Fizik Egzersiz:

Günde 10-20 dakika düzenli egzersiz yapmanın sınavlara hazırlanan bir gence sağlayacağı yararların birincisi kaygıyı azaltması, ikincisi öğrenmede etkinliği artırmasıdır.

Gerginlik damarlarda daralmaya sebep olduğu için hücrelere giden kan miktarında azalmaya yol açar. Sınav stresini yoğun olarak hisseden gencin durumu budur. Bu da hücrelerin yetersiz beslenmesi demektir. Böyle bir oluşum öğrenmeyi iki açıdan olumsuz olarak etkilemektedir.

 

Düzenli fizik egzersiz, adrenalinin kullanılarak tüketilmesini sağladığı için kaygıyı azaltır ve dolayısıyla öğrenmeye elverişli bir zemin doğmasına sebep olur. Fizik egzersiz sırasında ortaya çıkan duygusal boşalma ve rahatlığın, kaygıda azalmanın, zihin ve kas gevşemesinin sebebi budur.

Düzenli bir fizik egzersiz uygulamasının sağladığı önemli etkilerden biri de uyku üzerindedir. Özellikle sınavlara yakın dönemlerde gençler arasında uyku bozuklukları ciddi bir problem olmaktadır. Düzenli bir fizik egzersiz programı bu problemi önemli ölçüde çözebilir. Uyku açısından en uygun egzersiz zamanı, öğleden sonra veya akşamüstüdür.

 

 

 

Zihinsel Düzenleme:

Zihinsel düzenleme tekniği ile sınav kaygısıyla düşünce düzeyinde mücadele etmek mümkündür. Olumsuz duygu ve davranışa yol açan düşünce biçiminizi değiştirmek ve olaylar karşısındaki yaklaşımınızı akılcı bir analizden geçirmek istiyorsanız kendi kendinize beş soruyu sorun.

Bu yaklaşım biçimim:

-          Başkaları tarafından paylaşılır mı?: Düşünce biçiminiz objektif gerçeklere uyuyor mu? Bunun için zihinsel bir jüri kurun.

-          Problemi çözmeye faydası var mı?: Değerlendirme ve yaklaşım biçiminiz size ve problemi çözmeye yardımcı olmalıdır.

-          İnsan İlişkilerimi olumlu etkiler mi?: Yaklaşım biçiminiz diğer insanlarla çatışma ve sürtüşmeleri azaltmalıdır.

-          Kısa ve uzun dönemli amaçlarıma katkısı var mı?: Değerlendirme biçiminiz kısa ve uzun dönemli amaçlarınıza katkıda bulunmalıdır.

 

 

-          İç çatışma ve iç gerginliğimi azaltıyor mu?: Yorum biçiminiz sizi duygusal bir çatışma ve gerginliğe sürüklememesi gerekir.

 

KAYGIYI AZALTMAK İÇİN PRATİK ÖNERİLER

 

ü  Sınav için olumlu düşünün. Sınavı bir ölüm-kalım savaşı haline getirmeyin. Sınav sonucunda başarısız olabileceğiniz düşüncesi; sizlere birey olarak değersiz, hiçbir işe yaramayan akılsız bir kişi olacağınız yargısını getirmesin. Sınavda başarılı olursanız, yani tercihlerinizden birini kazanırsanız, bu sizin yaşamınızdaki dönüm noktalarından birini geride bıraktığınız anlamına gelmektedir. Bu sınavda başarılı olmanız sizin tek ve son amacınız ve seçeneğiniz olmadığını kendinize kabul ettirin. Gerçek olan da budur.

ü  Sınavdan önce zihninizde geçmişteki başarısızlıklarınızı değil başarılarınızı vurgulayın. Kendinize, kendi değerinizin altında değer biçmeyin. “Ben aptalım, hiçbir şey beceremem” diye düşünmeyin. Sınavda size yardımcı olmayacak düşünce biçimlerinden uzak durun. “Kazanamazsam mahvolurum”, “Başarılı olmadığım takdirde hapı yutarım” gibi düşüncelerin hem problemi çözmeye hiçbir katkıları yoktur, hem de kişinin elini ayağını bağlayarak güçsüz bırakırlar.

ü  Daha önceki  başarısızlıklarınızda başarısız olma sebeplerini araştırın ve onların telafi edilmesine çalışın. Bir başka deyişle, aynı sebeplerin yeni bir başarısızlığa yol açmasına izin vermeyin.

ü  Sınav öğrencinin ilgi, yetenek ve çalışma alışkanlıklarıyla kazanmış olduğu bilgilerin değerlendirilmesidir. Sınav kişiliğinizin değerlendirilmesi değildir. Bu sebeple sınav başarınızla kişilik değerinizi eş görmeyin. Sınavlarda uygulanan testler kişilik testleri olmayıp bilgi ve başarı testleridir. Sınavda başarılı olursanız bu, sınav için gerekli olan bilgileri iyi öğrendiğinizi, başarısız olursanız iyi öğrenemediğinizi gösterir.

ü  Koleje veya üniversiteye girmek bir istek ve tercihtir. “Sınavı kazanmalıyım” veya mutlaka başarmalıyım”, “şu okula girmeliyim”, yerine “Sınavı kazanmak istiyorum”, “Mutlaka başaracağım”, “Şu okula gireceğim” diye düşünmek daha gerçekçidir. “....meliyim, .......malıyım” şeklinde ifadeler düşünceleri istek olmaktan çıkartıp, yasa haline getirir. Bir isteği yerine gelmeyen kişi, bir başka isteğe yönelebilir. Oysa yasalar kesindir, uyulmamasının bedeli ağırdır. Bu sebeple isteğinizin bir tercih olduğunu, bir yasa olmadığını unutmayın.

 

ü  Sınavı kazanmak için şansınız çok yüksek bile olsa kendinize bir başka amaç düşünün. Bu amacın hayatınıza neler kazandıracağı üzerinde durun. Sınavda başarılı olarak, esas amacınıza ulaşmak birinci tercihinizdir. Başarılı olamadığınız takdirde yöneleceğiniz ise ikinci tercihiniz olacaktır.

 
Untitled Document
Bugün: [584] | Klik: [51] | Buradasın: Ders-calisma-yontemleri | İp: 18.188.252.203
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol